.... Akademik Orta Doğu EBSCO
.... veri tabanı tarafından taranmaktadır

sayı 4

Sayı 6
Sayı 4

Sayı 1 Sayı 2 Sayı 3 Sayı 5 1.sayı sayı 2 sayı 3 1.sayı sayı 2 sayı 3

anasayfa kunye hakkımızda yayın ilkeleri abonelik satış noktaları

 

Özlem TÜR
Veysel AYHAN

İÇSEL DİNAMİKLER VE ULUSAL AKTÖRLER BAĞLAMINDA LÜBNAN KRİZİNİN ANALİZİ


Giriş


İsrail’in 2000 Mayısındaki çekilmesinin ardından geçen sekiz sene içinde Lübnan’ın gitgide derinleşen bir siyasi krizin içine sürüklenmekte olduğu görülmektedir. Uluslararası Hariri Havaalanına indiğinizde dahi bu ülkedeki siyasal krizi hemen fark etmemek mümkün değildir. Her zaman binlerce yolcusu ve hareketliliğiyle ile dikkat çeken Uluslararası Hariri Havaalanı bu günlerde geçmişin aksine oldukça sakin. Havaalanından Beyrut’a doğru ilerlerken yol boyunca büyük Hariri posterlerinin tüm duvarları ve sokakları kapladığını, daha sonra ise bunların yerini yavaş yavaş Hizbullah lideri Nasrallah ile 1979’da Libya’da kaybolan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Şii lider Musa Sadr’ın resimlerine bıraktığını görmek mümkün. 2005 Şubatında öldürülen eski başbakanlardan Refik Hariri’nin resimleri Sünni mahallelerini süslerken Şii liderlerinin resimlerinin bulunduğu sokaklarda ise Hariri’nin resimlerini görmek oldukça güç. Posterlerin rekabeti aslında Lübnan’daki ciddi toplumsal bölünmenin bir yansımasıdır. Bu bölünme Beyrut’un yanısıra ve daha da keskin bir biçimde Trablus, Seyda, Sur, Şuf veya Kesrivan’da karşımıza çıkmaktadır.  Bu makalenin amacı Lübnan krizini detaylarıyla ele almak ve krizin aktörleri ve aktörlerin Lübnanlılık kimliğine bakışını analiz ederek Lübnan’da Suriye sonrası dönemde yaşanan rekabet ve işbirliklerini incelemektir. Çalışma Lübnan’da yapılan saha araştırması ve değişik kesimlerden siyasetçiler ve kanaat önderleriyle yapılan görüşmelerce desteklenmiştir.

 
Lübnan’daki siyasal krizin başlangıcını ülkedeki farklı politik ve mezhepsel grupların Lübnan-Suriye ve Lübnan-İsrail ilişkilerine bakışı oluşturmaktadır. Hizbullah’ın liderliğini yaptığı 8 Mart güçlerine göre a) İsrail bir numaralı düşmandır, b)  Lübnan’ın istikrarına askerlerinin kanını feda ederek katkı sağlayan kuzenlerimizin yaşadığı Suriye, Lübnan’ın en önemli müttefikidir, c) ABD ve onunla işbirliği içinde olan yerel gruplar, “direnişi” bitirmek istemektedirler. Diğer taraftan Suriye karşıtı blok olarak da bilinen 14 Mart hareketini oluşturan partilere göre ise a) Suriye tarih boyunca sürekli Lübnan’a egemen olmak istemiştir; hiçbir zaman Lübnan’ı ayrı bir ülke olarak tanımamıştır ve Lübnan’da gerçekleşen suikastların ve politik krizlerin sorumlusudur. b) İsrail düşman olmakla birlikte Lübnan, tek başına Arap-İsrail savaşının bir cephesi olmamalıdır, c) Hizbullah, Suriye ve İran’ın savaş isteyen politikalarının bir parçası olmaktan vazgeçmeli ve Lübnan’ın egemenliği için çalışmalıdır. Hükümet içinde yer alan bazı kişilere göre İran’da Ahmed-i Nejat’ın başa geçmesiyle birlikte Şii Hizbullah örgütü dini bir misyon yüklenerek Mehdi’nin gelişi için hazırlıklar yapmakta ve bu yüzden İsrail ile savaşı derinleştirmek ve Lübnan’ı Arap-İsrail savaşının yaşandığı bir ülke haline getirmeye çalışmaktadır. Bu yüzden de daha önce iç savaş döneminde olduğu gibi Hizbullah’ın Lübnan’ın egemenliği ve özgürlüğünü yeniden kurma ve Suriye’nin yayılmacı amaçlarını sınırlamak gibi bir amacı bulunmamaktadır. Yukarıda kısaca belirtmeye çalıştığımız bu iki farklı görüş günümüz Lübnan siyasal krizinin temelini oluşturmakta ve ülkeyi bir iç savaşa doğru sürüklemektedir.

İSRAİL’İN TEK TARAFLI ÇEKİLMESİNİN ARDINDAN SURİYE’YE KARŞI ARTAN TOPLUMSAL MUHALEFET

Lübnan’daki siyasal kriz esasında İsrail’in 1978 ve ardından 1982 yılından itibaren işgal altında tuttuğu Lübnan topraklarından 2000 Mayısında çekilmesinden hemen sonra başlamıştır.İsrail’in tek taraflı olarak yaklaşık 22 yıldır sürdürdüğü işgali sonlandırması sadece Hizbullah’ın silahları meselesini gündeme taşımakla kalmamış, aynı zamanda Suriye’nin Lübnan’daki varlığının da sorgulanmasına yol açmıştı. İsrail’in çekileceğini açıklamasının ardından özellikle Lübnanlı Marunilerin öncülüğünde Lübnan’daki çeşitli siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve bazı basın organları ülkenin normalleşmesi ve bağımsızlığına yeniden kavuşması için Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesi gerektiğine ilişkin çağrılarda bulunmaya başladılar. İsrail’in çekilmesinin gündeme gelmesinin ardından Fransa’da sürgünde bulunan Michael Aoun taraftarlarının desteklediği öğrenci gösterileri kısa sürede Marunilerin yoğunlukta olduğu tüm bölgelere yayılmıştı. Göstericiler açıkça Suriye’nin İsrail ile eşzamanlı olarak askerlerini çekmesini talep etmekteydiler. Birkaç hafta süren gösteriler sırasında askerlerin şiddet kullanması ve bir çok kişinin gözaltına alınması ise ülkedeki Suriye karşıtı tepkinin genişlemesine yol açmıştı. Aoun taraftarları tüm baskılara rağmen Suriye karşıtı gösterilerini 2005 yılının başına kadar sürdürmüştü. Artan tepkilerin etkisiyle Maruni Kilisesi Patriği Sfeir’le görüşen Şam yönetimi, kendisine yıl sonunda gerçekleşecek olan seçimlere hiçbir şekilde müdahale edilmeyeceği ve seçimlerin özgür bir ortamda gerçekleşeceği sözü vererek Kilise’nin gösterilerine destek vermemesini talep etmişti. Şam’ın uzlaşmacı tutumu Maruni Kilisesi’nin Suriye karşıtı gösterilere desteğini kesmesinde önemli bir rol oynamıştı. Ancak Ağustos ve Eylül (2000) aylarında yapılacak olan seçimlere Suriye’nin müdahale edeceğinin anlaşılması üzerine Maruni Kilisesi de Suriye karşıtı politikalarını daha açık bir şekilde ifade etmeye başladı. Patrik Sfeir, Suriye karşıtı ilk ciddi açıklamasını bu tarihte yapacaktı. Bu açıklamada Patrik, Lübnan “kendi çocukları tarafından yönetilmemektedir; Lübnan’ı hegemonyası altına alan Suriyeliler tarafından yönetilmektedir” demişti. Konuşmasının devamında Suriye’nin Lübnan üzerindeki vesayetinin sona erdirilmesi çağrısında bulunmuştu.Seçimlerden hemen sonra da Maruni Kilisesi yayınladığı bildiride hem seçimler eleştirilmiş hem de Suriye askerlerinin Lübnan’dan çekilmesi talep edilmişti. Bildiride Suriye’nin seçimlere hile karıştırmak için ceza ve ödül politikasını birlikte kullandığı vurgulanmaktaydı. Esad rejiminin yıllardır Lübnan’da baskıcı bir politika izlediği öne sürülmekteydi. Bildiride ayrıca “İsrail güney Lübnan’dan çekildiğine göre Suriye askerlerinin de Lübnan’dan çekilmesinin zamanı gelmiştir” ifadesine yer verilmişti. Maruni Kilisesi Şam’dan “Taif Anlaşması’nda öngörüldüğü üzere bir an önce askerlerini çekmesini ve Lübnan’ın egemenliğini ve otoritesini tanımasını”  istemişti. Diğer yandan seçim sonuçları da beklendiği gibi olmuştu. Sözkonusu dönemde Lübnan’da bulunan Robert Fisk’in de Beyrut’taki gözlemlerinden hareketle aktardığı üzere seçimleri Suriye taraftarı olarak bilinen adaylar kazanmıştı. Fisk nükteli bir şekilde, Suriye askerlerinin ve istihbaratının kontrolünde gerçekleşen seçimlerde aday olan 589 kişinin tümünün de Suriye taraftarı olduğunu belirtmişti. Diğer bir deyişle hükümet ve muhalefet Suriye taraftarı olmak zorundaydı. Fisk’e göre, Şam’ın baskıcı politikaları sonucu Suriye karşıtı olarak bilinen Patrik Sfeir bile seçim sürecinde Suriye ve Lübnan’ın dost iki ülke olduğunu açıklamak zorunda kalmıştı. Bu arada geleceğe ışık tutacak şekilde Fisk’in bu dönemde Cumhurbaşkanı Lahud ile Başbakan Hariri  


 


Sayfa>> 1> 2> 3> 4> 5> 6> 7> 8> 9>
10> 11> 12

 

 

 
2007 © Tüm Hakları Saklıdır More Ajans
 
1.sayı sayı 2 sayı 3