.... Akademik Orta Doğu EBSCO
.... veri tabanı tarafından taranmaktadır

sayı 4

Sayı 6
Sayı 4

Sayı 1 Sayı 2 Sayı 3 Sayı 5 1.sayı sayı 2 sayı 3

 

Veysel AYHAN

ORTA DOĞU'NUN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMESİ İKİLEMİ: FİLİSTİN, SUUDİ ARABİSTAN VE İRAN ÖRNEĞİNDE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ

Özet

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin hemen ardından Amerikan yönetimi yeni bir dünya düzeninin kurulacağına dair yeni bir söylem geliştirdi. Yeni Dünya Düzeni, Amerika öncülüğünde demokratik değerlerin egemen olduğu, ülkeler arası sorunların diplomatik yollarla çözüldüğü, uluslararası işbirliğinin arttığı ve çatışmaların azaldığı daha barışçıl bir dünya idealini sembolize eden bir kavram olarak Amerikan yönetimi tarafından uluslararası kamuoyuna sunuldu. Bu çerçevede 1991 yılında Kuveyt’in ‘özgürleştirilmesinin’ ardından Clinton’ın Filistin sorununa siyasi bir çözüm bulmak için sarf ettiği çaba, birçok kesim tarafından Yeni Dünya Düzeni’nin öncül işaretleri olarak algılandı. Ayrıca ABD’nin Yugoslavya’da ortaya çıkan Bosna ve Kosova krizlerinde oynadığı aktif rol de dünya kamuoyunda Amerikan demokrasisine olan ilgiyi artırdı. Komünizmin yıkıldığı yıllarda meydana gelen bu gelişmeler küresel düzeyde Amerika’nın özellikle Orta Doğu’da da demokratik rejimlerin gelişmesine yardımcı olacağına olan inancı arttırdı. Bu konuda birçok makale ve kitap yazıldı. Ancak 2000'lere gelindiğinde Orta Doğu'da ilk demokrasi dalgası beklenenin aksine gerçekleşmediği gibi gerçekleşmekten de oldukça uzak kaldı. Bu süreci, 11 Eylül saldırılarının ardından Başkan Bush'un “Büyük Orta Doğu Projesi” adı altında bir diğer demokratikleştirme söylemi izledi. AB ülkeleri de ABD'nin demokratikleştirme projelerinde aktif rol oynayacaklarını açıkladılar. Böylelikle dünyaya ABD'nin ve AB'nin bölgenin ekonomik ve demokratik anlamda geri kalmışlığına çözüm getirmek için ciddi bir çaba harcayacakları mesajları verildi. Demokrasinin yaygınlaştırılmasında temel sorun alanı olarak da, Oryantalist çalışmalarda öne çıkan Orta Doğu'nun sosyal ve politik koşullarının demokratikleşmeyi engellediği tezi belirleyici bir rol oynadı. Dolayısıyla sosyal ve toplumsal koşulların değişmesi durumunda bölgenin demokrasi alanında büyük bir adım atacağı bu güçler tarafından ileri sürüldü. Ancak, bu makalenin de temel hedeflerinden biri olan ve sıradan bir Batılının bile bakış açısını etkileyen Oryantalist perspektifin, Orta Doğu'daki demokrasi sorununu toplumsal ve sosyal koşullar ile açıklamasının sorgulanması gerektiğidir. Çalışmada, Orta Doğu'nun demokratik ve ekonomik açıdan geri kalmışlığının temel nedenleri arasında bölgenin toplumsal koşullarından ziyade dışsal unsurların başat bir rol oynadığı ileri sürülmektedir. Bu çerçevede, öncelikli olarak oryantalizmin Orta Doğu'daki demokrasi sorununa bakışı incelenmektedir. Ardından ABD'nin 11 Eylül sonrası yeni demokratik açılımları üzerinde durulmaktadır. Bu noktada hem Amerikan Ulusal Güvenlik Stratejisi hem de BOP çerçevesinde ileri sürülen demokrasi eleştirisinde toplumsal yapıların belirleyici bir unsur olarak ele alındığına dikkat çekilmektedir. Bu kısımda Bush yönetiminin Oryantalist akış açısı ile sorunu ele aldığının altı çizilmektedir. Dolayısıyla Bush yönetimi ile Oryantalistlerin, toplumsal yapıların demokrasi sürecini engellediği ya da yavaşlattığı savında birleşmeleri çalışmanın başta ileri sürdüğü ABD'nin temel ilgi alanının demokratikleşme olmadığı zira demokrasi sürecine bakışının Oryantalist kökenli olduğu tezini doğrulamaktadır. Bu çerçevede de Washington'un demokratik reform politikasının Filistin, İran ve Suudi Arabistan örneğinde incelendiği son kısımda bölgedeki demokrasi sorununda toplumsal koşulların mı yoksa dışsal unsurların mı daha belirleyici bir rol oynadığı tartışmaya açılmakta; Amerikan politikalarını yönlendiren olgunun realist çıkarlar olduğu tezi, farklı bir bakış açısıyla ileri sürülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Büyük Orta Doğu Projesi, Oryantalizm, Hamas, İran, Suudi Arabistan

MIDDLE EAST'S DEMOCRATIZATION DILEMMA: CRITICAL PERSPECTIVE ON THE PALESTINIAN, SAUDI ARABIAN AND IRANIAN CASE

Abstract

Just after the Cold War, US raised a discourse that “a new world order” will be established. According to this, “the new world order” symbolizes a world that democratic values would be dominant, the disputes would be resolved by diplomatic means, international cooperation would be enhanced, and conflicts would be decreased under the leadership of America. After getting Kuwait “free” in 1991, the efforts made by Clinton to find a political solution to Palestinian conflict perceived as the initial signs of the new world order. Besides, the active role played by US during the Bosnia and Kosova crises enhanced the concerns to US democracy. These developments strengthened the belief that, US will assist to develop democratic regimes, especially in the Middle East. But in the 1990s not only the first democracy wave didn't occur as supposed; but also it was far away from the expectations. Another democratization discourse called “Greater Middle East Initiative” introduced by President Bush after the 9/11 attacks and succeeded this process. US claimed that this project would find a solution to the economic and political underdevelopment of the region. In this context, Washington's democratic reform policy will be analyzed through Palestine, Saudi Arabian and Iran cases.

Key Word : Greater Middle East Project, Orientalism, Hamas, Iran, Saudi Arabia

 

 

 
2007 © Tüm Hakları Saklıdır More Ajans
 
anasayfa kunye hakkımızda yayın ilkeleri abonelik satış noktaları 1.sayı sayı 2 sayı 3